17 Ocak 2010 Pazar

300

***

Tarihi yargılayacak olsam dünü zanlı, günü maktül, yarını mahküm ederdim. Tarih varlığı kendinden olan bir olgu. Bu olgu içerisinde insanın bir özne durumuna gelmesi, tarihi; var oluşun sonucu olan, yaşamakla başlayan düşünce ile kirlenen ve ölümle sonlanan, sonsuz kez tekrarlanabilen, sonlu bir süreç haline getirmiştir. İnsan yaşam ve ölüm olayları ile tarihsel bir varlıktır, ancak bu olaylara tarih içerisinde bir defa olup bir daha aynı şekilde tekrarlanamayan düşünme olgusunu eklediğinde, tarihsel olmaktan çıkmış ve aynı olmayan tekrarlamalarla tarihi oluşturmaya başlamıştır. Yani insan diğer varlıklardan farklı olmaya ve bu farklılıkla tarihi oluşturmaya düşünce ile başlamıştır.

***

İnsanın etrafına ait düşüncesi toplum ile birlikte ortaya çıkmıştır. Soru sormaya başlayan insanın ilk esaslı sorusu olan" ben kimim?"sorusuna cevap arayışı, diğer varlıklardan farklı ve bu farklılığın soyut bir farklılık olduğunun farkına varmasını sağlamıştır. Ancak insan yine "ben kimim?"sorusuna cevap ararken insan olduğunu unutacaktır. İlk soruya cevap arayışları evrendeki yerine dair iken, ikinci soru insanın kendi türü içerisindeki konumuna dair olmuştur. Ayrıca ikinci soruya verilen cevaplar düşünme olgusundan uzak, algıya dayalı cevaplar olduğu için daha somut farklılıklara yönelmiştir..Siyah veya beyaz, güzel-çirkin, güçlü ya da zayıf gibi.. Sürecin tamamını bütün etkenleri ile ele almak ve objektif yargılar üretmek zor ama bugün gelinen noktada bir kaç ayrıntı dikkat çekmekte. İnsanın kendini diğer varlıklardan farklı kılan şeyin somut farklılıklar olduğuna inanmaya başlaması bu farklılıkları kendi türü içerisinde de yüceltmesine ve düşüncesini kendi tecrübesiyle elde etmediği farklılıklar üzerine oturtmaya çalışmasına neden olmuştur. Renk ve ırk gibi var oluş biçiminden kaynaklanan farklılıklar üzerine oluşturulan düşüncenin temelinde değiştirilemez farklılıklar olduğu için düşünceler tabulaştırılmış ve dondurulmuştur. İnsan düşünceyi dondurarak tarihi kirleten konumunu kaybetmiş, tarih içerisinde bir leke durumuna düşmüştür. Bu mevcut durumu küçümsemek değil basit bir tespitidir.

***

300 Spartalı filmini izleyen "yunan vatandaşı" özgürlüğü ve onuru için savaşan insanları görebilir, aynı filmi izleyen "iran vatandaşı"zeka ve güç ile bir araya toplanmış bir ordu ve o ordunun tesadüflere dayalı talihsiz mağlübiyetini görür. Benim gördüğüm şey ise sırf daha güçlü bir ordu yaratmak için güçsüz çocuklarını öldüren spartalılar, kölelerden oluşan pers ordusu ve onun zalim lideri olabilir. 300 spartalı filminde gördüğümüz şey ellerinde kılıcları olan insanların birbirini öldürmesinden başka bir şey değildir. Doğru çoktur gerçek tektir, doğrularımızı oluşturan, gerçeklere bakış açılarımızdır. Var olan hadiseyi ürettiğimiz kavramlarla algılarız ve ona göre sonuçlar çıkarırız. Bu süreç normal bir süreçtir ancak eğer insan sürecin nasıl geliştiğini unutur ve kendi doğrularıyla fanatize olur doğrularını tabulaştırırsa düşünce durur ve insan tarihi şekillendiren değil tarihin şekillendirdiği bir varlık olur. Mevcut olanı doğru algılamak, yaşayan bir düşünce sistemi içerisinde üretilen kavramlarla gerçekleşir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder